Fatih’te Karagümrük, Karagümrük’te Edirnekapı, Edirnekapı’da Kariye…

Bugün müze; öncesinde her şey;

İstanbul Karagümrük’te müze olarak ziyaret edilebilen Osmanlı ve neredeyse Bizans’tan eski yapı. Manastır olarak yapıldığı bazı kayıtlarda geçmesine rağmen, Kilise, Kutsal mezarlık, Kütüphane, Düğün merasim yeri, Cenaze tören alanı, Vaftiz-Kutsama yeri, Osmanlıdan sonra Medrese, Cami, yapıldığı dönme ve sonrasında geçirdiği tadilatlarla bozulmayan Hazreti Meryem’in hayatının anlatıldığı 1000 yıldan eski Resim Galerisi.

Hatta  Bizans dönemindeki yaşamı, günlük hayatı, bina şekillerini hatta güneşten korunmak için kumaştan örtüyü, havarileri, askerleri kıyafetiyle anlatan resimler muhteşem. Hele tüm resimlerin mozaikle yapılmış olması ayrı bir önem ve gizem katıyor.

 

 

 

 

 

Fatih’in İstanbul’u fethettiği kapı;

Karagümrük semti Edirnekapı girişindeki sur üzerinde yazdığı gibi “BİZ SANA BİR FETH’İ MÜBİN AÇDIK”

Yazısıyla Fatih Sultan Mehmet’in ordusuyla İstanbul’a girdiği kapıdan girince çok değil 5 dakikalık yürüyüşle ulaşabildiğiniz bu tarihi alan sizi binlerce yıl öncesine küçücük her renk taşın bir araya getirilerek bugünkü ressamların bile çizemediği resimlerle adeta büyülüyor.

 

 

 

 

 

İlginç bir özellik ise;

Bu dönemde Kariye’yi diğer kiliselerden ayıran bir özellik de Hazreti Meryem’in hayatını anlatan sahnelerin kabul gören Dört İncil’de dahi anlatılmamış olmasına rağmen, Apokrif  İncillerden faydalanılarak kronolojik bir sıra halinde anlatılmasıdır.

Metokhites, Kariye’nin adına mistik bir anlam daha katıp, giriş kapısının üzerindeki “Chora (Latince’de rahim anlamındadır), sınırsız olanın mekanı, İsa’nın ana rahmine sığdığı, vücut bulduğu yer” olarak betimlenen Meryem mozaiğini yaptırarak, kiliseyi Meryem’e ithaf etmiş, bunu yazdığı bir şiirde de anlatmıştır.         

Bkz:http://kariye.muze.gov.tr/tr/muze/tarihce/tarihce_15.html

Cami’ye dönüştürülmesi;

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi sırasında yapı, hiçbir zarar görmemiş, bir süre kilise olarak kullanılmaya devam etmiş, daha sonra Sadrazam Hadım Ali Paşa (Atik Ali Paşa) tarafından 1511 yılında camiye çevrilmiş ve yanına bir de medrese eklemiştir. Cami olduğu dönemlerde resim ve mozaiklerin açılır kapanır tahtalarla gizlendiği o dönemlerde ki gezginlerin anlatımlarda rastlanmış.

 

 

 

 

 

Ayakta kalabilen tarih;

İmparatorlukların değişmesi, padişahların değişmesi, isyanlar ve depremler tahrip etse de tadilatlarla günümüze kadar ulaşmış. Seyretmekle doyamayacağınız resimler buram buram tarih kokan mistik bir köşe, ilginç hatta deha ürünü mozaik resimler.

Kurşun kalemlerle çizip defalarca çizip silseniz de vermeyeceğiniz yüz hatları binlerce yıl önce taşların bir araya getirilmesiyle, yerde, yere dik duvarda ve daha önemlisi tavanda çizilmiş resmedilmiş.

2017 yılı itibarıyla tadilatı devam eden, etrafında alış veriş dükkanları, kafeterya ve çay içilecek dinlenme imkanı olan ve görülmesi gereken en eski müze ve resimler… Selami ÇİÇEK 2017

Bugün müze; öncesinde her şey;

İstanbul Karagümrük’te müze olarak ziyaret edilebilen Osmanlı ve neredeyse Bizans’tan eski yapı. Manastır olarak yapıldığı bazı kayıtlarda geçmesine rağmen, Kilise, Kutsal mezarlık, Kütüphane, Düğün merasim yeri, Cenaze tören alanı, Vaftiz-Kutsama yeri, Osmanlıdan sonra Medrese, Cami, yapıldığı dönme ve sonrasında geçirdiği tadilatlarla bozulmayan Hazreti Meryem’in hayatının anlatıldığı 1000 yıldan eski Resim Galerisi.

Hatta  Bizans dönemindeki yaşamı, günlük hayatı, bina şekillerini hatta güneşten korunmak için kumaştan örtüyü, havarileri, askerleri kıyafetiyle anlatan resimler muhteşem. Hele tüm resimlerin mozaikle yapılmış olması ayrı bir önem ve gizem katıyor.

 

 

 

 

 

Fatih’in İstanbul’u fethettiği kapı;

Karagümrük semti Edirnekapı girişindeki sur üzerinde yazdığı gibi “BİZ SANA BİR FETH’İ MÜBİN AÇDIK”

Yazısıyla Fatih Sultan Mehmet’in ordusuyla İstanbul’a girdiği kapıdan girince çok değil 5 dakikalık yürüyüşle ulaşabildiğiniz bu tarihi alan sizi binlerce yıl öncesine küçücük her renk taşın bir araya getirilerek bugünkü ressamların bile çizemediği resimlerle adeta büyülüyor.

 

 

 

 

 

İlginç bir özellik ise;

Bu dönemde Kariye’yi diğer kiliselerden ayıran bir özellik de Hazreti Meryem’in hayatını anlatan sahnelerin kabul gören Dört İncil’de dahi anlatılmamış olmasına rağmen, Apokrif  İncillerden faydalanılarak kronolojik bir sıra halinde anlatılmasıdır.

Metokhites, Kariye’nin adına mistik bir anlam daha katıp, giriş kapısının üzerindeki “Chora (Latince’de rahim anlamındadır), sınırsız olanın mekanı, İsa’nın ana rahmine sığdığı, vücut bulduğu yer” olarak betimlenen Meryem mozaiğini yaptırarak, kiliseyi Meryem’e ithaf etmiş, bunu yazdığı bir şiirde de anlatmıştır.         

Bkz:http://kariye.muze.gov.tr/tr/muze/tarihce/tarihce_15.html

Cami’ye dönüştürülmesi;

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi sırasında yapı, hiçbir zarar görmemiş, bir süre kilise olarak kullanılmaya devam etmiş, daha sonra Sadrazam Hadım Ali Paşa (Atik Ali Paşa) tarafından 1511 yılında camiye çevrilmiş ve yanına bir de medrese eklemiştir. Cami olduğu dönemlerde resim ve mozaiklerin açılır kapanır tahtalarla gizlendiği o dönemlerde ki gezginlerin anlatımlarda rastlanmış.

 

 

 

 

 

Ayakta kalabilen tarih;

İmparatorlukların değişmesi, padişahların değişmesi, isyanlar ve depremler tahrip etse de tadilatlarla günümüze kadar ulaşmış. Seyretmekle doyamayacağınız resimler buram buram tarih kokan mistik bir köşe, ilginç hatta deha ürünü mozaik resimler.

Kurşun kalemlerle çizip defalarca çizip silseniz de vermeyeceğiniz yüz hatları binlerce yıl önce taşların bir araya getirilmesiyle, yerde, yere dik duvarda ve daha önemlisi tavanda çizilmiş resmedilmiş.

2017 yılı itibarıyla tadilatı devam eden, etrafında alış veriş dükkanları, kafeterya ve çay içilecek dinlenme imkanı olan ve görülmesi gereken en eski müze ve resimler… Selami ÇİÇEK 2017

Related posts

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir